Bu sayfadasın: Anasayfa Söyleşiler Yılın öykü ve romancısı

Söyleşi Yılın öykü ve romancısı

Yılın öykü ve romancısı
26/05/2005 

EFNAN ATMACA

İSTANBUL - Türk edebiyatının en önemli ödüllerinden ikisinin bu yılki sahipleri geçen hafta açıklandı. 2005 Orhan Kemal Ödülü'nü yazın hayatına öyküyle başlayan Adnan Binyazar geçen yıl yayımlanan 'Ölümün Gölgesi Yok' adlı romanıyla kazandı. Geçen yıl 'Denizler Dört Duvar'la Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazanan Ayşe Sarısayın ise yeni kitabı 'Yorgun Anılar Zamanı' ile 2005 Sait Faik Hikâye Armağanı'nın sahibi oldu. Binyazar, 'aşk destanı' olarak yorumlanan Anadolu'da geçen bir aşkın perde arkasında Anadolu'da yaşananlar ile ölümü sorgulayan romanıyla ödül kazanmasını 'onur' olarak niteliyor. Ayşe Sarısayın ise öykü kitabında toplumun değişik katmanlarından kadınların öyküsülerini anlatıyor. İki yıl art arda öykü ödülü kazanmasının ise kendine sorumluluk yüklediğini söylüyor. Biz de kitapları Can Yayınları tarafından yayımlanan iki yazarla ödüller ve Türk edebiyatı üzerine kısa birer söyleşi yaptık.Yazar görünenin ötesini düşler


Ayşe Sarısayın Önce Yunus  Nadi sonra Sait Faik olmak üzere iki yıl art arda Türk edebiyatının önemli ödüllerini kazandınız. Bu ödüllerin sizin öykücülüğünüz açısından önemi nedir?


Yazmaya geç başladığım için, oldukça tedirgin çıkmıştım yola. İlk anda duyduğum şaşkınlığın hemen ardından, ödüller beni çok sevindirdi ve mutlu kıldı elbette. Ancak aldığım ödüller tedirginliğimi de artırdı, çünkü ödüller büyük bir sorumluluk yüklüyor insana, hatta biraz da korku... Bundan sonra yazağım her satırda, daha çok düşüneceğim sanırım.


'Yorgun Anılar Zamanı'nın ana eksenini toplumun çeşitli katmanlarından kadınların hikâyelerindeki tezatlık oluşturuyor diyebilir miyiz? 


Toplumun çeşitli katmanlarından kadınları özellikle seçmedim yazmak için, kendiliğinden bu şekilde gelişti. Genellikle tanımadığım ya da iç dünyamda karşılığını bulamadığım konulara uzak duruyorum. Sanırım öykülerimde anlattığım kadınlık durumlarının hepsi, bana uzanabildi az ya da çok, duygu anlamında tümüne ulaşabildiğimi hissettim. Aralarında tezatlıklar olduğunu düşünmedim bunu yaparken, ancak sonradan aldığım yorumlarla gerçekten böyle olduğunu fark ettim.


Kitabınızda öykülerinizin kurgusunun yanı sıra dilinizin arılığı da oldukça dikkat çekiyor. Sizin için dil ve anlatım 

hikâyeyle karşılaştırıldığında ne kadar ön planda?


Sözcükleri, en iyi şekilde bir araya getirmeye elimden geldiğince özen göstermeye çalışıyorum, ama içerik, dili biraz da kendiliğinden oluşturuyor galiba. Bir okur bakışıyla açıklamaya çalışırsam, okuduğumu anlamak istiyorum öncelikle, bir de okuduğum bir metnin -roman, öykü, hatta şiir de olabilir bu metin- bende birkaç sözcükle de olsa yaşaması, çok güzel bir duygu. Ancak bunu yakalayabildiğim metinlerin sayısı çok fazla değil.


Türk öykücülüğündeki yerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?


Kendimi nerede gördüğüm sorusunu yanıtlamam çok güç, ama deneyeyim en azından! Klasik öyküye yakın olduğumu, yeni biçim denemelerine uzak durduğumu, dilde ve anlatımda yalın olmaya çalıştığımı söyleyebilirim kısaca. Yazdıklarımda yaşanmışlıklar ve gözlemler var ağırlıklı olarak, birey ve insan odaklı, eyleme fazla yer vermeyen öyküler yazıyorum. Önünden geçip gittiğimiz ayrıntıları yakalamaya, görünen durumların ardında olup bitenleri açmaya çalışıyorum. Zaman-mekân-bellek ilişkisi, yazdıklarımın ortak teması şimdilik. Zaman içinde kendime özgü bir çizgi oluşturmayı başarırsam, Türk öykücülüğünün neresinde durduğum da kendiliğinden belirlenecektir belki. Ya da doğrusu, bu yorumu eleştirmenlerin yapması galiba!

 




geri