Bu sayfadasın: Anasayfa Söyleşiler Kadınların iç dünyalarına uzanıyorum

Söyleşi Kadınların iç dünyalarına uzanıyorum

"Kadınların iç dünyalarına uzanıyorum."
"Ben pek kurmaca yazamıyorum. Bana yazma dürtüsü veren genelde bir anlık çağrışım. Bunun geçmişte çok farklı bir resimle birleşmesi ve ona uygun bir senaryo oluşturmak… Burda da anılarım gerçekten büyük rol oynuyor. Görünmeyen veya önünden geçip gittiğimiz ayrıntılar daha çok ilgimi çekiyor.>"

Ünlü hikâyecimiz Sait Faik Abasıyanık adına 1964 yılından bu yana düzenli olarak verilen Sait Faik Hikâye Armağanı, 2005 yılında Ayşe Sarısayın'ın Can Yayınları tarafından yayınlanan ikinci öykü kitabı Yorgun Anılar Zamanı'na verildi. Sarısayın'la hem kendi öykücülüğünü hem de Türk öykücülüğünü konuştuk.


Aydınlık: Sait Faik Hikaye Ödülü aldınız. Haliyle sormak gerek, Sait Faik'in öykücülüğü ile sizin öykücülüğünüz arasındaki ilişki nasıl?>

Ayşe Sarısayın: Sait Faik, hepimizi aşağı yukarı günümüz Türk hikayesiyle ilk tanıştıran isim. Babam Behçet Necatigil'le geçen çocukluk yıllarıma götürüyor bu soru beni. O yıllarda oturduğumuz Beşiktaş'ın arka sokaklarında bir ev. Genelde orta halli hatta yoksul insanların yaşadığı bir mahalle burası. Babamın şiirlerine çok yansımıştır bu. Sait Faik hikayelerini okumaya başladığımda, orada babamın şiirlerinde anlatılan çevreyle de biraz ortaklıklar buldum galiba. Onun dışında mükemmel bir Türkçe, gerçek Türkçe.Anlatım açısından örnek almaya çalıştığım bir isim Sait Faik.
"Yeni Şeylerin peşinde değilim, doğru Türkçe yeterli"


Aydınlık: Diliniz için ";ölçülü" ve "inandırıcı" tanımlaması yapılmış. Bu iki kavram edebiyat eleştirilerinde pek karşımıza çıkmıyor oysa. Nasıl bir ölçülülük ve inandırıcılık sizinki?>

Sarısayın: Bunun da yorumunu benim yapmam güç. Ben içimden geldiği gibi yazıyorum. Sanırım çok yeni bir şey aramıyorum. Bildiğim Türkçeyi doğru kullanmaya çalışıyorum. O da belki ölçülülük olarak algılanıyor. Hiçbir şeyi abartmak istemiyorum. Küçümsemek de istemiyorum. Şiir çok okuyor olmamın yansımaları, şiirsellik diye yorumlandı belki. Bunların hiçbirini bilinçli olarak yapmıyorum.


Aydınlık:
Bugüne kadar okuduklarınızın da mutlaka etkisi olmuştur.>

Sarısayın: Mutlaka. En önemlisi de o. Erdal Öz'ün çok inandığım bir sözü vardır: "Edebiyatın en iyi okulu ustalardır" der. Ne yapıyorsak belli bir birikimle yapıyoruz.


"Kırık dökük hayatları anlatıyorum."


 Aydınlık: Temalar dikkat çekiyor öykülerinizde. Bilinçli olarak işlediğiniz temalar var mı?>

Sarısayın: Hayır. Tamamen kendiliğinden.Genelde biraz kırık dökük hayatlar sanırım hepimizin daha çok ilgisini çekiyor. Hayatlarımızın görünen yüzü değil de, görünmeyen yüzü. Biraz hayata da öyle bakıyorum. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Mutlaka altında başka şey vardır. Biraz böyle baktığım için belki, görünmeyen veya önünden geçip gittiğimiz ayrıntılar daha çok ilgimi çekiyor. Belki o anlamda bir tema oluşuyor. Ama yine de kendiliğinden.

Aydınlık: Kadın öyküleri var kitabınızda. Bu kadınların ortak noktası kırık döküklük mü?

Sarısayın: Ben pek kurmaca yazamıyorum. Bana yazma dürtüsü veren genelde bir anlık çağrışım. Bunun geçmişte çok farklı bir resimle birleşmesi ve ona uygun bir senaryo oluşturmak… Burda da anılarım gerçekten büyük rol oynuyor. Ve iç dünyalar…Kadınların iç dünyalarına daha yakın hissediyorum kendimi. Onu da düşünerek yapmadım ve hatta ilk kitap çıktı, hep kadın öyküleri dendi. Çok şaşırdım. Hiç öyle bir şey yaptığımı sanmıyorum. Sonra katıldım bu görüşe.

"Edebiyatta bile sansasyonel yaklaşılıyor."


Aydınlık:Türk öykücülüğünün bugününü ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?>

Sarısayın: Geleceğe kalacak iyi öykücüler var mutlaka. İletişim çok hızlandı. Yayınevleri yeni isimlere gerçekten çok yer veriyor. Eskiden gerçekten daha güçmüş kitap yayınlamak. Bu durum tabii tüketimi de getiriyor.


Aydınlık: Tüketim deyince aklıma geldi. Çeşitli modalar oluşuyor Türkiye'de. Bir dönem tarih kitapları, bir dönem anı kitapları moda olabiliyor. Ama bir anda da unutuluyor. Neden böyle?

Sarısayın: İletişimin çok hızlanmasından. Bir şey gündeme geliyor ve o iyi bir şeyse o an için herkes onun peşine düşüyor. Sonra bu bitti oluyor birden, yenisi gelsin! Biri bir ödül aldığında herkes ona yoğunlaşıyor. Çok kısa bir süredir o. Bir hafta, 10 gün. Ama hemen de bitiriliyor. Sansasyonel yaklaşılıyor. Ama bu çağımızın problemi zaten. Her alanda bu böyle.



geri