Bu sayfadasın: Anasayfa Söyleşiler Sait Faik'le başladı ödülüyle taçlandı

Söyleşi Sait Faik'le başladı ödülüyle taçlandı

Sait Faik'le başladı, ödülüyle taçlandı

Can Bahadır Yüce

 Türk hikayeciliğinin en saygın ödülü kabul edilen "Sait Faik Hikaye Armağanı"nın bu seneki sahibi Ayşe Sarısayın, ödülünü önceki akşam yapılan törenle aldı.


Ödüle "Yorgun Anılar Zamanı" adlı kitabıyla değer görülen Sarısayın, ilk kitabı "Denizler Dört Duvar" ile de 2004 Yunus Nadi Ödülü'nü almıştı. Ayşe Sarısayın, Türk hikayeciliği ile Sait Faik'in "İpekli Mendil" hikayesini okuyarak tanışmış. Yazmaya geç başlamış olmanın tedirginliğini hissetse de, Sait Faik Armağanı'nın kendisine gizliden gizliye umut verdiğini söylüyor. Ayşe Sarısayın ile aldığı ödülü ve öykücülüğünü konuştuk.


Ödülle başlayalım isterseniz... Edebiyatımızın en saygın ödüllerinden ikisini almak sizi şaşırttı mı? 

Hem de çok şaşırttı. Yazmaya oldukça geç ve tedirgin başladığım için, bu şaşkınlık daha da fazla oldu galiba. İlk duyduğum anda büyük bir sevinç ve mutluluk elbette, ama hemen ardından şaşkınlık, tedirginlik, hatta korku... 


Ödüllerin tehlikeli olduğu da söylenir. Fakat ilk ödülünüz Yunus Nadi Ödülü'nden sonra hem yeni öyküler yazdınız hem de bir başka ödül aldınız. Ödüller sizi kamçılıyor mu? 


Tehlikelerini az çok kestirebilsem de, ödül sistemlerine karşı değilim. Özellikle yeni başlayanlar için itici güç olduğuna inanıyorum. Ancak bunun yanı sıra ödüllerin yüklediği bir sorumluluk da var. Yunus Nadi Ödülü'nü aldığımda da bu sorumluluğu çok yoğun biçimde hissetmiştim. "Yorgun Anılar Zamanı" hazır olduğu halde, yayınevine götürmeyi ertelemiştim birkaç ay. 


Bazı öykülerinizin satırlarında babanız Behçet Necatigil'in sesini duymak mümkün. Bu, bilinçdışı bir durum olsa gerek... 


Necatigil'in sesinin duyuluyor olması, beni çok sevindirir. Dediğiniz gibiyse, bilinçdışıdır gerçekten de. Belki Necatigil şiirine çok yakın olmak, farkında olmadan etkilemiştir beni.


Necatigil'e, gençliğinizde yazdığınız öyküleri göstermiş miydiniz hiç? Tepkisi nasıldı? 


Onu yitirdiğimizde öykü yazmıyordum, henüz, daha doğrusu hiçbir şey yazmıyordum düzensiz "günlük"ler dışında. Babamla, ancak"okuma" konusunda sınırlı paylaşımlarım olabildi. İlk yazı denemem, babama ilişkin anılar: "Çok Şey Yarım Hâlâ". Anıları yazarken paralelinde öyküler geldi, anıların yayımlanmasının ardından olumlu tepkiler alınca da devam ettim. 


Tezgahta neler var, neler yazıyorsunuz? Hep öykü türünde mi kalacaksınız, yoksa romana sıçrayacak mısınız? 


Öykü yazmayı sürdürüyorum, genellikle anlık çağrışımlardan yola çıkıp yazdığım için, öyküye devam şimdilik. İlerde ne olur, bilemiyorum gerçekten. İnsanın planlamadığı öyle çok şey oluyor ki yaşam içinde... Yıllarca hiç düşünmediğim halde, kendimi edebiyatın içinde buluvermem gibi!

Edebiyatla içi içe büyüdü

Türk şiirinin büyük ustası Behçet Necatigil'in kızı olan Ayşe Sarısayın, 1957 yılında İstanbul'da doğdu.Ortaöğrenimini İstanbul Alman Lisesi'nde, yükseköğrenimini ise İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi'nde tamamladı. Babası Behçet Necatigil'in çeviri şiirlerini (Yalnızlık Bir Yağmura Benzer, Adam Yayınları, 1984) ve aile mektuplarını (Serin Mavi, YKY, 1999, Selma Esemen ile birlikte) yayına hazırladı. Sarısayın'ın, "Denizler Dört Duvar"ve"Yorgun Anılar Zamanı" adlı öykü kitaplarının yanı sıra babasına ilişkin anılarının yer aldığı 'Çok Şey Yarım Hâlâ' adlı bir anı kitabı da bulunuyor.

 



geri