Bu sayfadasın: Anasayfa Söyleşiler Yorgun Anılar Zamanı

Söyleşi Yorgun Anılar Zamanı

Yorgun Anılar Zamanı

Ayşe Sarısayın ile yeni kitabı "Yorgun Anılar Zamanı"nı, öykülerini ve öykülerindeki kahramanları konuştuk. Yazar, Behçet Necatigil'den miras kalan kalemiyle anlatmaya devam ediyor.


  "Sözcüklerin üzerinde durmaya başlamadığım zamanlardı," diyor kahramanınız bir yerde. Siz sözcüklerin üzerinde durmaya nasıl başladınız?

Her zaman, sözcüklerin üzerinde durmaya çalışan biriydim sanırım. Okumayı sevmekle de yakından bağlantılı bu. Öykü yazmaya başlamadan önce de, işimde ya da özel yaşamımda, yazdığım her satıra özen gösterme çabasında oldum hep. Öykü geçmişim ise pek eski sayılmaz.  Babam Behçet Necatigil'e ilişkin anılarımın yer aldığı ilk kitabım "Çok Şey Yarım Hâlâ"(2001) ile birlikte, yazmanın büyüsüne kapılmış olmalıyım ki, öyküye yöneldim. Ancak, sözcükleri yerinde ve doğru kullanabilmek, daha da önemlisi, kendine özgü bir dil yaratmak kolay değil, önümde uzun bir yol olduğunun farkındayım.Sözünü ettiğiniz öyküde (Ufukta Tek Kurşun) koyu bir umutsuzluğu tanımlarken kullanmıştım bu tümceyi.  Kadının, geleceğe yönelik hiçbir umudu yoktu, tek sığınağı anılarıydı. Önceden üstünde durmadığı sözcükler bile  önem kazanıyordu bu durumda.


Genellikle kadın kahramanların arasında geziniyorsunuz...  Bir
 kadın yazar olarak kadını anlatmanın ne gibi avantajları ya da dezavantajları var?

Genellikle kadınların çevresinde dolaştığım doğru. Ancak kadını tek başına değil de, çevresiyle, ilişkileriyle, iç dünyasıyla, cinselliğiyle, özellikle de dışarıya yansıtamadığı kimliğiyle ele almaya çalışıyorum. Yaşamın belli kesitleri, kadınların penceresinden nasıl görünüyor? Anılar / anımsamalar, iç konuşmalar, hesaplaşmalar... Sanırım kadınların iç dünyaları bana daha yakın geldiği için, farkında olmadan  bu şekilde gelişti. Bildiğim, az çok tanık olduğum yaşamlara eğiliyorum. Tanımadığım, duygu olarak kendimi uzak hissettiğim konulardan uzak duruyorum, bende yazma dürtüsünü oluşturan da ağırlıklı olarak anlık çağrışımlar, duygu yoğunlaşmaları çünkü. Bu yönde sürdürmek, zaman içinde kendimi tekrarlamama yol açabilir belki, yoksa avantaj / dezavantaj şeklinde bir yorum yapmam güç.


"Yalnızlık bir yağmura benzer" kitabın iki yerinde alıntı yaptığınız dizeler... Öykülerinizi, öykülerinizdeki kahramanları yalnız karakterler arasından seçiyorsunuz...

Yalnızlık, yakından tanıdığımız bir kavram, her insanın kendini yalnız hissettiği anlar olmuştur. Rilke'nin sözünü ettiğiniz dizelerini, Yalnızlık Çeşitlemesi" başlığı altında toplanan beş öyküye ilişkin kullanmıştım. Bir ailenin bireylerinin farklı biçimlerde yaşadıkları yalnızlıklar… Böyle o kadar çok örnek var ki çevremizde! Ayrıca, insanın uyumlu ve iyi ilişkilerle çevrelenmiş de olsa,  içinde, çok derinlerde bir yerlerde "yalnız" olduğuna inanıyorum. Özdemir Asaf'ın çok sevdiğim iki dizesi vardır, "Yalnızlık paylaşılmaz / Paylaşılsa yalnızlık olmaz" diye… Hepimizin, yalnızlığımızı paylaşamadığımız alanlar var bence, az ya da çok…


"Yine anılarımı yoruyorum, hiç bıkmadan. Anıları yormak..."Yorgun anılar üzerine kurulu bir kitap, edebiyat yorgun anılardan oluşuyor olabilir mi bir bakıma?..

Bu sözler de az önce değindiğimiz öyküden. Umarsız, geleceksiz bir insan anılarını yormaktan başka ne yapabilirdi? "Edebiyat, yorgun anılardan oluşabilir mi?" sorusu kolayca yanıtlanabilecek gibi değil, ancak anıların ve yaşanmışlığın, edebiyatın önemli bir malzemesi olduğunu düşünüyorum. Anılar, bir edebiyat metnine dönüşecek şekilde yeniden kurgulanıyor elbette, ama her yazı, yaşanmışlıktan izler taşıyor. En azından benim için bu böyle…

"Yorgun Anılar Zamanı" ismini, öncelikle kitabın ikinci bölümündeki öyküleri düşünerek seçmiştim,  ama genelde anımsamalardan ve çağrışımlardan yola çıkan yazma biçimimle de örtüştü galiba...

Türk Edebiyatı'nda öykünün bugünkü yerini nasıl görüyorsunuz?

Son zamanlarda çok fazla kitap yayınlandığı, edebiyatın da tüketim kültürünün bir parçasına dönüştüğü sıkça tartışılıyor. Özellikle öykü okuru sayısının sınırlı olduğu doğru, ancak bu hep böyle değil miydi? Öykü konusunda umutsuz değilim. Öykücülüğümüzün belli bir durgunluk döneminin ardından, yeniden canlandığını düşünüyorum. Sürekli yeni isimler ekleniyor öykücülere. Kaç yazarın, ya da kaç kitabın zamana karşı direnebileceğini, yarınlara kalacağını ise zaman belirleyecek. Yıllar önce okuduğumuz halde, hâlâ belleğimizde olan, bizimle birlikte yaşayan öyküler var, mutlaka günümüz öykücüleri arasından da geleceğe taşınacak isimler olacaktır. Son on yılda tanıdığımız ve kalıcılığı tartışmasız isimler de var şimdiden. 


Ayşe Sarısayın'dan bundan sonra okuyacağımız eserler konusunda bir fikir verebilir misiniz?

Öykü yazmayı sürdürüyorum, anlık çağrışımlar, anımsamalar kendiliğinden öyküye yönlendiriyor beni. Kısa bir süre önce çeviri yapmaya başladım, hem sözcüklerle uğraşmak çok keyifli, hem de çevirinin dile ve anlatıma katkısı olduğuna inanıyorum. İlk kitabım "Çok Şey Yarım Hâlâ" dan bu yana düşündüğüm, ancak bir türlü başlayamadığım bir çalışma da,  yıllar önce yitirdiğimiz, çok severek okuduğum bir başka şair için biyografi yazmak. Bir de 2006 yılı için (Necatigil'in 90. doğum yıldönümü), "Necatigil Hakkında Yazılanlar" konulu bir derleme yapmayı düşünüyoruz, ablamla birlikte.

 



geri