Bu sayfadasın: Anasayfa Söyleşiler Babam yaşamı erteledi

Söyleşi Babam yaşamı erteledi

Babam yaşamı erteledi


İkinci öykü kitabı ‘Yorgun Anılar Zamanı’nı yayınlayan, Behçet Necatigil’in kızı Ayşe Sarısayın, “Babam kadar çalışkan, üretken asla olamam: Ben yaşamaya vakit ayırıyorum” diyor.

Sarısayın, 2004 Yunus Nadi Öykü Ödülü kitabı “Denizler Dört Duvar”ın ardından yeni kitabı “Yorgun Anılar Zamanı’nı yayınladı. Geçmişe özlemini dile getirdiği öykülerde farklı karakterdeki kadınları ve aile yapılarını görmek mümkün. Aynı şekilde babası Behçet Necatigil’in izine de rastlanıyor.

 

Yazınızda çocukluğunuza dair bir özlem içerisindesiniz.

Çocukluğum her zaman güven dolu bir ortamda geçti. Çocukluk döneminin önemli olduğuna inananlardanım. Yani o yaşlardaki algılamalar ya da yıpranmalar insanın tüm hayatı boyunca peşini bırakmıyor. Öykülerimde hayatımın belli parçalarına da yer veriyorum. ‘Denizler Dört Duvar’ adlı kitabımdaki ‘Taze Ceviz Kokusu’ adlı öykü birebir çocukluğum, yaşadıklarım diyebiliriz. Onun dışındakilerde genelde yaşanmışlıklar ağır basıyor, bilmediğim bir hayatı kurgulayarak yazamıyorum. Bana çok uzak geliyor. Bildiğim hayatlara eğilmeye çalışıyorum.


Sizin de günlükleriniz oldu mu?

Evet. Yaşamım boyunca günlüklerim oldu. Kendimi iyi ifade edemediğim dönemlerde yakın çevremde hep yazıştım. Günlük ve mektupların dışında üniversite yıllarımda öykü denemelerim oldu. O kadar. Ama babamın çalışmalarına çok yakındım. Onun ölümünden sonra eserlerini derlerken bana da birtakım işler düştü. Şiirlerini derledim. Fakat oturup bir şey yazmadım o zamanlarda. Öykülerimin çoğu 2002 sonunda yazıldı. Cesaret edip ortalığa çıkaramadım. Babamın yakın bir dostu okudu ve onları bir yayınevine götürmemi söyledi.


Yazmak için ‘geç kalmışlık’ hissediyor musunuz içinizde?

Kesinlikle hissediyorum. İçimde geç kalmışlığın telaşı ve sıkıntısı var. Yazmak adına birtakım kaygılarım oldu. “Necatigil” adı yazmaya hem yakın, hem de uzak durmamı sağlayan bir isimdi. Lisede Fen eğitimi almamın da etkisi oldu. O yıllardaki ideallerim farklıydı. Edebiyat benim için sadece iyi bir okur olmakla sınırlıydı. Sonra kendiliğinden gelişti her şey. Nasıl tepkiler alacağımı bilemediğim için bir sıkıntı vardı içimde. Genç yaşta olumsuz eleştirileri karşılamak daha kolay. Her zaman zor gerçi… (gülüyor)


Öykülerinizde rahat geçişlerin yanı sıra farklı karakterdeki kadınları görüyoruz

Zamanalararası geçişleri rahatlıkla yapabildiğim yorumlarını daha önceden de almıştım. Kadınların, içlerinde birçok karakteri barındırdığına inanıyorum. İnsan aslında başlı başına tek bir kimlik değil. Hayat size belli kimlikler yüklüyor. İş hayatınızda farklı bir kimliğe bürünüyorsunuz, sevgilinizle birlikteyken çok başka bir kimliğe ve rollere, anne olduktan sonra başka bir kimliğe. Aslında siz bunların hiçbiri değilsiniz bunların hepsinin bir karmaşasısınız. Bunu kendi içimde hissettiğim için bu geçişleri kolay yapabiliyorum.


Öykülerinizin sonu genelde belirsiz bitiyor. Vurup kapıyı çıkıyorsunuz, geri gelip gelmeyeceğiniz muallak.

Hayat da biraz öyle değil mi? Bizi hep bir yerlere götürüyor. Hiçbir şey belli değil. Öykülerimde vurgulamak istediğim insanın iç yolculukları. İç yolculukların ve konuşmaların önemli olduğuna inanıyorum. Babamın yaşamöyküsünü yazarken o süreci hissettim. Onun yaşamını araştırırken, bütün olguları kavramları eledim. Dönüp kendime baktım. ‘Ben neredeyim, yaşamımdan memnun muyum, neyi değiştirmek istiyorum’ gibi bir bakış açısı getirdi bana bu inceleme. Ve onun paralelinde bu öyküleri yazmaya karar verdim. Öykü yazmak gibi bir hedefim yoktu. Kendiliğinden oluştu. Ondan sonra da nasıl bir yol çizeceğimi de o günkü bakışım belirledi.


Yazdıktan sonra başka yazıları daha çok inceler oldunuz mu? Ya da babanızı daha iyi anladığınızı hissettiğiniz?

Onu anlamam oldukça güç. Babam edebiyat öğretmeniydi. Onun mesleği buydu. O hayatımda tanıdığım en üretken insandı. Yaşamayı erteleyip çok çalıştı. Ben yapı olarak öyle değilim. Finansal konularla uğraşıyorum. Mesleğim bambaşka. Günüm çok farklı bir alanda çalışarak geçiyor. Babam kadar çalışkan, üretken asla olamam. Ben yaşamaya vakit ayırıyorum. Gece onikiden ve bütün işler bittikten sonra bir şeyle üretebilirsem, üretiyorum. Yazdıktan sonra başka yazıları incelemeye gelince; İnsan edebiyat adına bir şeyler üretmeye başlayınca yazılan her şeyi daha farklı okuyor. Şimdi hiçbir kitabı okuyup geçemiyorum. Çok beğendiğim bir cümle oluyor, hep o cümleye verilen emeği düşünüyorum. Daha fazla eleştiriyorum. Siz hangi kitabımı daha çok beğendiniz?


İlk kitabınızda daha fazla doygunluk, birikmişlik var. Yunus Nadi Ödülü de bunun en büyük kanıtı olsa gerek.

Doğru. İlk kitabımda bir birikimim vardı ve onu boşaltmaya çalıştım sanırım. İkinci kitabımda daha seçici davrandım. Yunus Nadi Ödülü’nden büyük bir onur duydum. İlk kitapta böyle bir ödül gelmesi beni hem çok şaşırttı hem de sevindirdi. Uzun bir süre yazıp yazmamak konusunda tereddütler yaşadıktan sonra inanılmaz bir sürpriz oldu. Jüride olan insanlar saygı duyduğum şahıslar, sadece onların haberi olur, onlar okur diye düşünürken, ikinci baskı yaptığını duyunca havalara uçtum sevinçten. Son birkaç yılın en büyük mutluluğu oldu.

 



geri