Bu sayfadasın: Anasayfa Söyleşiler O benim de 'Erdal Abi'mdi.

Söyleşi O benim de 'Erdal Abi'mdi.

"O benim de 'Erdal Abi'mdi."

Üç yıl önce aramızdan ayrılan Erdal Öz'ü , Ayşe Sarısayın'ın yazdığı "Erdal Öz: Unutulmaz Bir Atlı" kitabıyla bir kez daha anıyoruz. Erdal Öz'ün mektuplarını, günlüklerini inceleyen ve 42 kişinin tanıklığına başvuran Ayşe Sarısayın,

HABERTÜRK'ün sorularını cevapladı.

Cihan GÜNEŞ / AHT


"Yaşanmışlıklardan yola çıkmış"
"Erdal Öz, günlüklerine bir öykünün taslaklarını taşımış, mektuplarında bunları bir arkadaşıyla paylaşmış. Bu tesbit çok doğru olmayabilir ama eserlerinde hep yaşanmışlıklardan yola çıkmış. Bir başka ifadeyle yaşanmışlıkları dönüştürmüş. Bu nedenle Öz'ün hayatına indiğinizde, eserlerini daha iyi anlamlandırabiliyorsunuz. Mesela bir -semaver- geçiyor bir öyküsünde, ben onun günlüklerini okuduğum için, o semaverin anneannesinin semaveri olduğunu anlayabiliyorum."


Ayşe Sarısayın


Erdal Öz "Unutulmaz Bir Atlı"yı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu fikir aslında benden çıkmadı. Eşinin vefatından yaklaşık 3 ay sonra Samiye Öz, bana böyle bir proje teklif etti. Sanırım Samiye Hanım'ın bu teklifinde, benim daha önce babam Behçet Necatigil'i anlattığım "Çok Şey Yarım Hâlâ" adlı eser referans oldu. Çünkü Erdal Öz, bu kitabı beğenerek okumuş ve her fırsatta da övgüyle söz etmişti. Ben de teklifi onurla kabul ederek çalışmaya başladım.


Kitabın oluşum sürecinde 42 kişiyle görüştünüz. Her isim size, Erdal Öz'e uzanan bir yol açmıştır muhakkak. Siz bu kadar anıyı, anekdotu nasıl birleştirebildiniz?

Hayatının büyük bir bölümü biliniyor zaten, gizli kalmış çok şey yok. Eksil kalan bazı yerleri mektuplardan, günlüklerden ekledim.  Kişilerle görüşmelerim esnasında elde ettiğim bilgiler, ana taslakla aynı doğrultuda ise onları da kitaba aldım. Görüşlerine başvurduğum kişilerin aktardıkları çok kişisel, fazla yorum içeren ve tekrar bilgilerse zaten kitapta yer vermedim.  Fakat görüşmelerdeki bazı küçük bilgileri de "Erdal Öz Yolculuğu" adını verdiğim kısımda aktardım.


"Erdal Öz Yolculuğu" adlı bir metin  bir günlük aslında. Bu günlüğü oluşturmanızın nedeni neydi?

Aslında bu kısım gerçekten bir günlük olarak ortaya çıktı. İlk dosyaları aldığım zaman, biraz boyumdan büyük bir işe kalkıştığımı hissettim ve kendimi rahatlatmak amacıyla küçük notlar almaya başladım. Bu çalışmanın sonuna kadar aralıksız devam etti. Ana metine ekleyemeyeceğim bir takım bilgileri, okuyucuya vermem konusunda bana teknik anlamda yardımcı oldu . Belli bir noktadan sonra da o yönde devam etti ama ilk olarak yola çıkış noktası günlüktü tabii ki.


Erdal Öz'ün günlüklerini teslim aldığınızda neler hissettiniz? Bir kişinin hüzünleri, mutlulukları, heyecanları… Kısacası yaşamı elinizdeydi çünkü.

Başkasına ait bir hayat size teslim ediliyor. İşte bu durum, insanda çok büyük bir tedirginlik yaratıyor. Günlükler çok özel belgeler. Mektup bile bir derece daha açık olabilir, başka bir kimsenin okuması için yazılmıştır en nihayetinde. Ama günlükler öyle değil. Sadece insanın kendisi için ortaya çıkmıştır ve saklı bir bahçe gibidir.


Erdal Öz'ü anlatan kişiler, kişilerin yaşları, Öz ile  olan ilişki boyutları değişse de değişmeyen net bir şey var. O da, Erdal Öz'Sü herkesin Erdal Abi olarak görmesi.

İşin en zor tarafı böyle bir insanı anlatmaya çalışmak galiba. Yayınevine bir dosyamı götürmek için gittim,"Erdal Bey" olarak tanıştım ve bir saatlik görüşmenin sonunda, artık o benim de Erdal Abi’mdi. Tabi çok önemsedim ben bu durumu. Çünkü daha önce hiç böyle bir insanla tanışmamıştım. Bu tuhaf, anlatılmaz bir özellik.


Erdal Öz'den önce, babanız Behçet Necatigil için de böyle bir eser (Çok Şey Yarım Hâlâ) hazırlamıştınız. İki çalışmayı karşılaştırdığınızda sizin için hangisi daha zorlayıcıydı.

İkisinin de zorlukları ayrı yönde. Birisinde bana en yakını anlatmak, ötekisinde ise akrabalık bağı olmayan biri.Babamla ilgili yaptığım hataların sorumluluğunu belki daha rahat taşıyabilirim ama Erdal Öz için durum daha zor

 



geri